"Bunlar cam arkasından sakal öperek hırka takdis etmede dindarlık var sandılar. İnsanın nefesinden şifa umdular. Medeni nikáhı eksik bulup imam nikáhında keramet aradılar. Tespih sayısında hikmet buldular. Günahları rakamlarla ölçtüler. Duaları sesli yaptılar. Merasimle ruhlarını tatmin ettiler. Böylelikle eşyanın hayatına sayıları tatbik etmekle muazzam bir dini matematik sistemi meydana çıktı. Bu matematiğe sadakat imamın şartı oldu. Dinden bütün ruh sıyrılarak kendisiyle hiç alakası kalmayan bir iskelete iman adı verildi."
"Şimdi son yıllarda dini neşriyat serbest olunca ortaya öyle bozuk, öyle çürümüş bir maya çıktı ki. Bu neşriyatın cehalet, ticaret ve düşüklükten berbat bir eser verdiğini hiç çekinmeden söyleyeceğim. Bunlar yirminci asrın buhranlı hayatının, halli fikir ve felsefe meziyetlerine şiddetli muhtaç olan meselelerinin karşısına, ilkçağların insanlarını bile güldürecek bir iptidailikle çıktılar. Kimi küçük çocuklar için masal olacak meseleler bunların sermayesidir. Lakin esas meseleleri ticaret yapmaktır."
Soner Yalçın' ın 11 Mayıs tarihli yazısından alıntıdır, aslen bu sözler İslam Felsefecisi Nurettin Topçu' ya ait.
Ne yazık ki okuyup araştırmayan, önüne sunulanı sorgulamadan kabul eden insanların dindarlığı aynen ilk paragraftaki gibi onun bunun yöneltmesi ya da kandırması ile oluyor.
15 Mayıs 2008
20 Nisan 2008
08 Nisan 2008
OHH BEE!
Artık yetti...kendi sorunlarımızı kendimiz bile doğru düzgün tartışamazken, tutup birde AB, Avrupa basını da kendilerince (!) tartışmaya katılıyor. Ve ne yazık ki, müthiş medyamız onlara haddinden fazla değer verip, onların yorumlarını ekrana, gazete manşetlerine getiriyor. Bense kendi adıma ne zamandır yapmak isteyip de yapamadığımı, Türkiye' de olup bitenin gayet taraflı bir şekilde anlatıldığı, The Economist' in 5 Nisan sayısındaki 3-4 makaleye cevap yazarak yapmış oldum. Editoryal anlamda bir şey değişirmi bilmem, ama içim rahatladı! The Economist'in her sayısında muhakkak bir makale Türkiye hakkında, dergiyi www.economist.com adresinden de okuyabilirsiniz.
24 Mart 2008
Neyzen Tevfik' ten...
Be Hey Dürzü
Ne ararsin TANRI ile aramda!...
Sen kimsin ki orucumu sorarsin?
Hakikaten gözün yoksa haramda
Basi açiga niye türban sorarsin?
Raki, sarap içiyorsam sana ne.
Yoksa sana bir zararim, içerim.
Ikimiz de gelsek kildan köprüye,
Ben dürüstsem sarhosken de geçerim
Esir iken mümkün müdür ibadet?
Yatip kalkip ATATÜRK'e dua et.
Senin gibi dürzülerin yüzünden,
Dininden de soguyacak bu millet
Isgaldeki hali sakin unutma.
ATATÜRK'e dil uzatma sebepsiz.
Sen anandan yine çikardin amma
Baban kimdi bilemezdin serefsiz.
Ne ararsin TANRI ile aramda!...
Sen kimsin ki orucumu sorarsin?
Hakikaten gözün yoksa haramda
Basi açiga niye türban sorarsin?
Raki, sarap içiyorsam sana ne.
Yoksa sana bir zararim, içerim.
Ikimiz de gelsek kildan köprüye,
Ben dürüstsem sarhosken de geçerim
Esir iken mümkün müdür ibadet?
Yatip kalkip ATATÜRK'e dua et.
Senin gibi dürzülerin yüzünden,
Dininden de soguyacak bu millet
Isgaldeki hali sakin unutma.
ATATÜRK'e dil uzatma sebepsiz.
Sen anandan yine çikardin amma
Baban kimdi bilemezdin serefsiz.
07 Mart 2008
22 Şubat 2008
3 film birden
Televizyon programı ismi gibi oldu. Herneyse amacım yakın zamanda izlediğim 3 filmi sizlere tanıtmak. İlki "Atonement", Ian McEwan' ın aynı adlı romanından uyarlanmış, başrolünde Keira Knightley' in rol aldığı film, her ne kadar aksiyon olmasa da müthiş kurgusuyla insanı ekrana bağlıyor. Konudan bahsetmek istemediğimden diğer filme, "3:10 to Yuma" ' ya geçmek istiyorum. Bilenler bilir, bu film aslında orjinalinin reprodüksiyonu ve başrolleri Russell Crowe ve Christian Bale paylaşıyor. İlginç olan Western film sevmem, o yüzden eskiden pazar sabahları da pek çekici gelmezdi bana (TRT sağolsun)...eminim Western film seven pek kadın da yoktur. Ama bütün o vahşi batı önyargısından ve filmde ki kadın oyuncu azlığını bir kenara bırakırsak, kendini merakla izlettiren bir film. Üçüncüsü ve beni en etkileyeni ise "Persepolis". Persepolis aslında bir çizgi animasyon. Konusu İran devrimi ve film özellikle İranlı bir küçük kızın - daha sonra genç kızın- gözünden anlatılıyor. Özellikle şu günlerde izlenmesi tavsiye olunur. "Özgür" bir ülke nasıl daha fazla "özgürlük" isterken, aslında özgürlüğün ö' sünün bile geçmediği bir hale gelebiliyor öğrenmek isterseniz, izleyin! Son olarak 3 filmin de farklı dallarda, Oscar adayı olduğunu söylemeden geçemeyeceğim...
14 Şubat 2008
Af buyrun!
Yine uzun zaman oldu ve ben yine hiç bir şey yapmadım. İhmalkarlığın tüm yönlerini barındıran ve suçluluk duymayan ben, blog oluşturup, heyecanla yazmaya başlayıp, sonra ihmal etmeye başlamamdan dolayı büyük suçluluk duyuyorum. Neyse uzatmayayım, pişmanım :(
Ama en kısa zamanda "resimleri için tıklayınız" gazeteciliği ile geri döneceğim :) .
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)